İsrailli stratejik planlamacıların, NATO’nun kolektif savunma mekanizmasını düzenleyen 5. Maddeye ilişkin değerlendirmelerinde, Suriye’de konuşlandırılabilecek Türk askerlerinin otomatik olarak NATO koruması altına girmeyeceği sonucuna vardığı öne sürüldü.
İsrail merkezli Israel Hayom’un haberine göre, Tel Aviv yönetimi bu değerlendirmeyi Suriye’deki olası Türk askeri konuşlanmalarına yönelik yaklaşımında dikkate alıyor. Buna göre, Suriye topraklarında görev yapan Türk birliklerine yönelik olası bir İsrail saldırısının, tek başına NATO’nun kolektif savunma mekanizmasını devreye sokmayacağı değerlendiriliyor.
İsrail’in saldırıları dikkat çekti
İsrail’in perşembe günü Suriye’deki Ebu el-Duhur Hava Üssü’ne düzenlediği saldırı, söz konusu stratejinin örneklerinden biri olarak gösteriliyor.
Saldırıda pist ve askeri altyapının hedef alındığı, toplam sekiz hava saldırısı gerçekleştirildiği bildirildi. İsrail tarafı, saldırıların ardından Şam yönetiminin Türkiye’nin bölgede askeri konuşlandırma yapmasına izin vermeye hazırlandığını ileri sürdü.
Ancak Suriye ve Türkiye, saldırıların ardından böyle bir askeri konuşlanma planı bulunduğu yönündeki iddiaları kamuoyu önünde reddetti.
Saldırının Türk askerleri veya ekipmanları bölgeye ulaşmadan gerçekleştirilmesi, İsrail açısından farklı bir hesaplamaya işaret ediyor. Tel Aviv’in, Türk personelinin bulunmadığı bir altyapıyı hedef almanın doğrudan Türkiye ile çatışma riskini daha düşük tuttuğunu değerlendirdiği belirtiliyor.
NATO’nun 5. Maddesi tartışmanın merkezinde
İsrail’in değerlendirmesinde NATO’nun 5. Maddesi önemli bir yer tutuyor. İsrailli stratejistlerin, maddenin kapsamını ve hangi koşullarda uygulanabileceğini incelediği aktarılıyor.
Bu değerlendirmeye göre, NATO üyesi bir ülkenin kendi toprakları dışında, örneğin Suriye’de bulundurduğu askeri unsurların saldırıya uğraması, NATO’nun kolektif savunma yükümlülüğünü otomatik biçimde doğurmuyor.
Bununla birlikte böyle bir saldırı, Türk askerlerinin hayatını kaybetmesi halinde Ankara’nın vereceği karşılık ve ABD başta olmak üzere NATO ülkelerinin tutumu nedeniyle ciddi bir bölgesel tırmanma riski taşıyor.
İsrail’in yaklaşımında ise NATO’nun otomatik olarak devreye girmeyeceği yönündeki değerlendirme, Suriye’deki Türk askeri faaliyetlerine karşı daha erken ve sert adımlar atılabileceği düşüncesini güçlendiriyor.
Hedefte yalnızca Türk askerleri yok
İsrail’in Suriye’deki olası Türk konuşlanmasına ilişkin kaygılarının yalnızca personel sayısıyla sınırlı olmadığı belirtiliyor.
İsrail’in, Türk askeri ekiplerinin 2025 yılında T4, Palmira ve Hama’daki tesisleri olası konuşlanma alanları olarak değerlendirdiğini ileri sürdüğü aktarılıyor. Bu tesislerin daha sonra İsrail tarafından hedef alınması da Tel Aviv’in olası Türk askeri altyapısının oluşmasını önlemeye yönelik stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Radar sistemleri, hava savunma unsurları, elektronik harp kapasitesi, savaş uçakları ve komuta-kontrol altyapısı, Türkiye’nin Suriye’deki askeri kapasitesini artırabilecek başlıca unsurlar arasında gösteriliyor.
İsrail açısından bu tür bir altyapının kurulması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İsrail’in Suriye hava sahasındaki faaliyetlerini takip etme, sınırlandırma ve gerektiğinde müdahale etme kapasitesini artırabilir.
Bu nedenle Tel Aviv’in temel yaklaşımının, Türk birlikleri ve askeri sistemleri bölgeye yerleşmeden önce potansiyel konuşlanma noktlarını etkisiz hale getirmek olduğu öne sürülüyor.
Ancak söz konusu hesaplamanın hayata geçirilmesi, İsrail ile Türkiye arasındaki doğrudan çatışma riskini de beraberinde getiriyor. Özellikle Suriye’de iki ülkeye ait askeri unsurların aynı sahada bulunması, NATO üyeliği, ABD’nin bölgedeki rolü ve olası misilleme adımları nedeniyle gelişmelerin bölgesel ölçekte daha geniş bir krize dönüşme ihtimalini artırıyor.



