Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin Süleymaniye kentinden Almanya’ya gitmek üzere yola çıkan beş kişilik ailenin üç çocuğu, Edirne’de Meriç Nehri’ni geçmeye çalışırken yaşamını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Şişme botun iki kez alabora olduğunu anlatan aile, insan kaçakçılarının, itirazlarına rağmen kendilerini yeniden bota bindirdiğini öne sürdü. İki çocuğun cansız bedenine ulaşılırken 12 yaşındaki Hestiyar için arama çalışmaları sürüyor.
Avrupa’da yeni bir hayat kurmak umuduyla Irak’ın Süleymaniye kentinden yola çıkan Kürt ailenin yolculuğu, Türkiye-Yunanistan sınırını oluşturan Meriç Nehri’nde büyük bir faciaya dönüştü. Edirne’nin Bosnaköy yakınlarındaki NATO Köprüsü mevkisinde 14 Ekim Çarşamba akşamı yaşanan olayda, anne Hozan Rüstem ve baba Herêm Muhammed ile üç çocukları ve yanlarındaki üç göçmenin bulunduğu şişme bot devrildi.
Nehirde akıntıya kapılan çocuklardan Heryad, sudan çıkarılarak kaldırıldığı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Beş yaşındaki Mêla’nın cansız bedeni ise 17 Ekim’de bulundu. Ailenin 12 yaşındaki çocuğu Hestiyar’a ulaşmak için nehirde ve kıyı hattında arama çalışmaları başlatıldı.
Ailenin yaşadıkları, yalnızca tehlikeli bir sınır geçişinin değil, insan kaçakçılarının güvenli yolculuk vaatleriyle göçmenleri nasıl riskli koşullara sürükleyebildiğinin de bir örneği oldu.
Sekiz kişi dört kişilik bota bindirildi
Anne Hozan Rüstem’in bianet’e anlattıklarına göre aile, kendilerini Yunanistan üzerinden Avrupa’ya geçireceklerini söyleyen kişilerle anlaştı. Kaçakçıların, nehir suyunun diz boyunda olduğunu ve geçişin yaklaşık 20 dakika süreceğini söylediği belirtildi.
Ancak aile nehir kıyısına ulaştığında kendilerine anlatılan koşullardan farklı bir manzarayla karşılaştı. Rüstem, sekiz kişinin çok sayıda çantayla birlikte küçük bir şişme bota bindirilmek istendiğini söyledi.
Anne, botun güvenli olmadığını düşündüklerini ve itiraz ettiklerini belirterek kendilerinin tehdit edildiğini, istememelerine rağmen bota bindirildiklerini öne sürdü.
Ailenin anlatımına göre bot suya açıldıktan kısa süre sonra bir ağaca çarparak devrildi. İlk olayda anne ve baba, üç çocuklarını da sudan çıkarmayı başardı. Ancak yaşadıkları korkunun ardından nehirden geçmekten vazgeçmek istediler.
İlk kazadan sonra yeniden bota bindirildiklerini öne sürdüler
Rûdaw ve Artı Gerçek’in aktardığı aile anlatımlarına göre, ilk denemenin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından aile geçişi sürdürmek istemedi. Ancak kendilerine rehberlik eden kişilerin, güvenlik güçleri tarafından yakalanabileceklerini söyleyerek baskı yaptıkları ileri sürüldü.
Aile, itirazlarına rağmen ikinci kez bota bindirildiklerini anlattı.
İkinci geçiş sırasında botun akıntıyla sürüklendiği, bir ağaç gövdesine çarptığı ve yeniden alabora olduğu belirtildi. Anne ve baba, karanlıkta çocuklarına ulaşmaya çalışırken birbirlerini kurtarmaya odaklanmak zorunda kaldı.
Baba Herêm Muhammed, eşini kurtarabildiğini ancak çocuklarına ulaşamadığını anlattı. Anne Hozan Rüstem ise çocuklarının gözlerinin önünde sulara kapıldığını belirterek yaşadıkları acıyı dile getirdi.
Kaçakçıların aileyi ikinci kez bota bindirdiği ve olayın ardından kaçtığı yönündeki bilgiler, aile ve diğer haber kaynaklarının aktardığı iddialara dayanıyor. Bu anlatımların tüm ayrıntılarının adli soruşturmayla ortaya konulması gerekiyor.
İki çocuğun cansız bedenine ulaşıldı
Olayın ihbar edilmesi üzerine bölgeye AFAD, jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Nehirdeki bir adacıkta mahsur kalan anne, baba ve kurtarılan çocuk, ekiplerin çalışmasıyla kıyıya çıkarıldı.
Hastaneye kaldırılan çocuk, doktorların müdahalesine rağmen yaşamını yitirdi. Diğer iki çocuk için nehirde ve kıyı boyunca arama-kurtarma çalışmaları başlatıldı.
Çalışmalara AFAD ve jandarma ekiplerinin yanı sıra su altı arama kurtarma personeli ve dalgıç polisler de katıldı. Çevre illerden uzman ekiplerin Edirne’ye gönderildiği bildirildi.
Aramaların üçüncü gününde, 17 Ekim’de beş yaşındaki Mêla’nın cansız bedenine ulaşıldı. 19 Ekim tarihli haberlerde, Heryad ve Mêla’nın cenazelerinin Edirne’deki hastane morgunda bulunduğu, 12 yaşındaki Hestiyar’ın ise henüz bulunamadığı aktarıldı.
Ailenin en büyük çocuğu için nehirde ve çevresinde arama çalışmaları sürerken anne ve baba, çocuklarının cenazelerini memleketlerine götürmek istediklerini belirtti.
Ailenin Almanya yolculuğu için 55 bin dolar iddiası
Rûdaw’ın haberlerinde yer alan bilgilere göre aile, Almanya’ya ulaşmak amacıyla insan kaçakçılarıyla 55 bin dolar karşılığında anlaştı. Ödemenin, ailenin hedef ülkeye ulaşmasının ardından yapılmasının kararlaştırıldığı aktarıldı.
Süleymaniye’den İstanbul’a gelen aile, buradan Edirne’ye götürüldü. Avrupa’ya geçişin güvenli olacağına inandıkları için yola çıktıklarını belirten anne ve baba, kendilerine verilen bilgilerin gerçeği yansıtmadığını savundu.
Ailenin aktardığına göre, nehir geçişinin kısa süreceği ve suyun derin olmadığı söylendi. Ancak Meriç kıyısına geldiklerinde karşılaştıkları akıntı ve botun kapasitesi, geçişin ciddi risk taşıdığını gösteriyordu.
55 bin dolar karşılığında yapılan anlaşma ve ailenin zorla bota bindirildiği iddiası, insan kaçakçılığı şebekelerinin çalışma biçiminin araştırılması açısından önem taşıyor. Bununla birlikte, ödeme ve organizasyona ilişkin ayrıntılar haberlerde aileden ve bölgedeki kaynaklardan aktarılan bilgiler olarak yer alıyor.
Üç şüphelinin kimliği belirlendi
Olayla ilgili soruşturma başlatılırken, haberlerde üç insan kaçakçılığı şüphelisinin kimliğinin tespit edildiği bildirildi. Şüphelilerden birinin Irak Kürdistan Bölgesi’nden, diğer ikisinin Türkiye vatandaşı olduğu öne sürüldü.
Rûdaw’ın haberlerinde, şüphelilerden birinin “Rêkan” adıyla tanındığı, diğer iki şüphelinin ise Türkiye vatandaşı olduğu bilgisi yer aldı. Aileye rehberlik ettiği belirtilen “Serbaz” isimli kişinin de olayın araştırılan bağlantıları arasında olduğu aktarıldı.
Şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi. Ancak bu kişilerin hukuki durumu ve olayda üstlendikleri roller, soruşturmanın sonuçlarıyla netleşecek.
Anne ve babanın Edirne İl Göç İdaresi Müdürlüğü gözetiminde tutulduğu da haberlerde yer aldı. Ailenin önceliği ise kayıp çocukları Hestiyar’ın bulunması ve çocuklarının cenazelerini memleketlerine götürebilmek.
Meriç Nehri neden bu kadar tehlikeli?
Meriç Nehri, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınırın bir bölümünü oluşturuyor. Avrupa’ya ulaşmak isteyen düzensiz göçmenlerin kullandığı geçiş güzergâhlarından biri olan nehir, akıntısı ve değişken su koşulları nedeniyle ciddi tehlikeler barındırıyor.
Nehirdeki su miktarı ve akış hızı dönemlere göre değişebiliyor. Özellikle gece karanlığında, yetersiz ekipmanla ve kapasitesinin üzerinde yolcu taşıyan botlarla yapılan geçişlerde risk daha da artıyor.
Bu olayda da sekiz kişinin, çantalarla birlikte küçük bir bota bindirildiği yönündeki anlatımlar öne çıkıyor. Botun ilk denemede devrildiği, ailenin geçişten vazgeçmek istemesine rağmen yeniden suya çıkarıldığı iddiası ise soruşturmanın aydınlatması gereken temel konular arasında bulunuyor.
Göç yollarında çocukların kayıpları
Meriç’te yaşanan facia, göç yolculuklarında çocukların karşı karşıya kaldığı tehlikeleri yeniden gündeme getirdi. Ekonomik fırsatların sınırlılığı, işsizlik, siyasi belirsizlik ve daha iyi bir yaşam arayışı, farklı ülkelerden insanların Avrupa’ya yönelmesinde etkili olan nedenler arasında gösteriliyor.
Ancak düzensiz geçişler sırasında insan kaçakçılarının sunduğu güvenlik vaatleri, yolculuğun gerçek risklerini gizleyebiliyor. Yetersiz botlar, aşırı yükleme, karanlıkta hareket etme ve güçlü akıntılar, özellikle çocuklar için ölümcül sonuçlar doğurabiliyor.
Uluslararası Göç Örgütü (IOM), 2014-2025 yılları arasında dünya genelindeki göç yollarında en az 4 bin 414 çocuğun yaşamını yitirdiğini veya kaybolduğunu bildirdi. Kurum, çok sayıda vakada yaş bilgilerinin bulunmaması nedeniyle gerçek sayının daha yüksek olabileceğine dikkat çekti.
IOM, bu kayıpların önlenmesi için arama-kurtarma kapasitesinin güçlendirilmesi, ölüm ve kayıp vakalarının daha kapsamlı kaydedilmesi ve ülkeler arasındaki veri paylaşımının artırılması çağrısında bulundu.
Meriç Nehri’nde yaşanan olayda ise geride, iki çocuğunun cenazesini memleketine götürmek ve kayıp oğlundan gelecek haberi beklemek isteyen bir anne ile baba kaldı. Ailenin anlatımları, insan kaçakçılığı iddiaları ve yürütülen soruşturma, facianın bütün yönleriyle aydınlatılması gerektiğini ortaya koyuyor.



